2000-2006 yılları arasında Japon Merkez Bankası(BOJ) tarafından deflasyonla mücadele amacıyla uygulanan quantitative easing(parasal gevşeme) politkası para basmanın modern bir yolu olarak nitelendiriliyor. Parasal gevşeme, faiz oranlarının düşürülerek piyasanın canlandırılamadığı zamanlarda merkez bankaları tarafından para basmak ve bu paraları tahvil,bono gibi menkul kıymet satın alarak piyasaya sürmek suretiyle uygulanıyor.
Parasal gevşeme politikasının Amerika'da vuku bulması ise 2009'da Fed'in ilk önce yeteri kadar nakit para basmasıyla başladı ve Fed hükümet borçlarının menkul kıymetleştirilmiş hali olan hazine bonolarını satın almak suretiyle hükümete yardım pakedinde kullanabileceği nakdi sağladı. Bununla birlikte banka bilançolarında yer alan, toksik denilen riskli enstrümanları ve bankaların hisse senetlerini nakit karşılığı satın aldı. Böylece hükümet harcamaları kısmayacak, bankalar da sağlanan nakitle kredi verecek, müşteri harcama yapacak ve nihayetinde talep canlanacaktı. Peki bu politika başarılı oldu mu? Başkanlığını Ben Bernanke'nin yaptığı Fed, küresel mali krizde büyük yara alan ekonomiyi canlandırmak amacıyla Mart 2009'da ilk tur varlık alımına giderek piyasaya 1 trilyon dolar tutarında ek likidite sürmüştü. İstenilen sonuçları alamayan Bernanke, 2010'un mart ayında ikinci tur varlık alım programına giderek bu defa piyasaya karşılıksız 600 milyar dolar daha sürdü. Böylece 2009 dan bu yana Fed tarafından 1,6 trilyon $ piyasaya sürülmüş oldu. Fed'in ana hedefi harcamaların artmasını teşvik ederek, ekonomide büyümeyi sağlamak ve işsizliği azaltmak olan parasal gevşeme programı; sanayi endeksinin düşüşe geçmesi, büyüme rakamlarının aşağı yönlü revize edilmesi, fabrika siparişlerinin düşmesi, enflasyonun yukarı seyretmesi, işsizlik oranın %9,1'e yükselmesi gibi olumsuz veriler sonucu başarısız oldu.
Quantitative Easing programının başarısızlığa rağmen resesyondan çıkış yolu olarak üçüncü kez parasal gevşeme politikasının tartışıldığı geçen haftalarda ise dikkatler 20-21 Eylül tarihlerinde yapılacak Fed'in kritik para politikası toplantısındaydı. İki kez parasal genişleme gerçekleştiren FED’den yatırımcılar yeni bir parasal genişleme bekliyorlardı. FED bu kez parasal genişleme yerine ‘Twist Operasyonu’ adı verilen kararını açıkladı. FED ekonomiyi iyileştirme ve piyasalara güven verme adına uzun süreli faiz artışı olmayacağını taahhüt etmek için ‘Operation Twist’ yani piyasadaki 3 yıldan kısa vadeli tahvilleri satarak yerine 6 yıldan uzun ve daha düşük faiz oranlı tahvilleri ve 30 yıllık tahvilleri koyacağını açıkladı. Kısacası Fed parasal gevşemenin enflasyonist baskıları artırmasıyla mecburen "Twist Operasyonu" nu uygulamaya koydu. Dünyada dolara dair sıkıntıların olması ihtimali de yatırımcının panikle dolara sarılmasına neden oldu.
Gelelim bu kararın ülkemizdeki etkisine. Günümüzde piyasaların birbirine her zamankinden daha fazla entegre olması bu kararların etkilerinin dünya ekonomileri ile birlikte ülkemizde de hissedilmesine yol açtı. Tüm dünya piyasalarında olduğu gibi ülkemiz piyasalarında da panik havası yaşandı. Bir önceki postta dolar-TL ve altın fiyatları hareketliliğine değindiğimiz gibi dolara hücum edilmesi bütün ülkelerin yerli para birimlerinin değerini düşürürken doları da daha değerli hale getirdi. Yatırımcı, yükselen dolar karşısında ne borsalara ne de emtiaya yatırım yapabildi. Çünkü ellerindeki emtiaları ve hisseleri satarak dolara çevirme yoluna gittiler. Bunun sonucunda da emtia fiyatlarında da başta altın olmaz üzere yüksek miktarda kayıplar meydana geldi.
Diğer yandan Fed'in Twist Operasyonu olarak adlandırılan kısa vadeli tahvilleri uzun vadeli tahvillerle değiştirme planı faizleri düşürmede başarılı olurken yatırımcıları ekonomik büyümeyi güçlendireceği konusunda tatmin etmemiş görünüyor. Zira uzmanlar programın ekonomiye nasıl destek sağlayacağını açıklama konusunda Fed'in eksik kaldığı kanaatinde birleşiyor. Geçtiğimiz hafta alınan bu kararların sıkıntıda olan dünya ekonomisine nasıl etki edeceğini ilerleyen günlerde bekleyip göreceğiz.
Gelelim bu kararın ülkemizdeki etkisine. Günümüzde piyasaların birbirine her zamankinden daha fazla entegre olması bu kararların etkilerinin dünya ekonomileri ile birlikte ülkemizde de hissedilmesine yol açtı. Tüm dünya piyasalarında olduğu gibi ülkemiz piyasalarında da panik havası yaşandı. Bir önceki postta dolar-TL ve altın fiyatları hareketliliğine değindiğimiz gibi dolara hücum edilmesi bütün ülkelerin yerli para birimlerinin değerini düşürürken doları da daha değerli hale getirdi. Yatırımcı, yükselen dolar karşısında ne borsalara ne de emtiaya yatırım yapabildi. Çünkü ellerindeki emtiaları ve hisseleri satarak dolara çevirme yoluna gittiler. Bunun sonucunda da emtia fiyatlarında da başta altın olmaz üzere yüksek miktarda kayıplar meydana geldi.
Diğer yandan Fed'in Twist Operasyonu olarak adlandırılan kısa vadeli tahvilleri uzun vadeli tahvillerle değiştirme planı faizleri düşürmede başarılı olurken yatırımcıları ekonomik büyümeyi güçlendireceği konusunda tatmin etmemiş görünüyor. Zira uzmanlar programın ekonomiye nasıl destek sağlayacağını açıklama konusunda Fed'in eksik kaldığı kanaatinde birleşiyor. Geçtiğimiz hafta alınan bu kararların sıkıntıda olan dünya ekonomisine nasıl etki edeceğini ilerleyen günlerde bekleyip göreceğiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder